Ayşe Nur Tekçe


Çocukluk Çağı Lösemisi ve Başa Çıkma Yöntemleri

Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı verilerine göre her 6 ölümden birinin nedeninin kanser olduğu bilinmektedir. Kanserlerin oluşumunda genetik faktörlerin etkisinin yaklaşık %5-10, çevresel faktörlerin ise %90-95 olduğu görülmüş, bu çevresel nedenlerden ve risk faktörlerinden kaçınılarak kanserin 3’te 1’inin önlenebileceği, diğer 3’te 1’inin ise kontrol altına alınabileceği saptanmıştır.

Toplumda kanser hastalığının neredeyse bir tabu haline geldiği, insanların bazen adını söylemekten bile kaçınarak ‘kötü hastalık’ olarak tanımladığı görülmekle birlikte, kanserin en korkutucu taraflarından birinin de çocukluk dönemi kanseri olduğu bilinir. Çocukluk dönemi kanserlerinde çocukluk çağı lösemileri en sık görülen kanser türüdür.

Çocukluk dönemi kanser teşhisi, aileyi başa çıkılması gereken birçok sorun ile baş başa bırakır. Ailenin sorun çözme becerileri, birbirlerine olan bağlılıkları, hayata bakış açıları, destek alabilecekleri kaynakların çeşitliliği gibi faktörler bu durumu nasıl atlatacakları üzerine önemli bir rol oynar. Lösemi tanısı ve sonrasında aile büyük bir buhranın içine girebilir ve kanserin yanı sıra hem sosyal hem duygusal birçok sorunu çözmeye çalışırken, psikolojik destek almak bütüncül bir terapi yöntemi sağlayacak, hem çocuk hem aile için önemli bir destek kaynağı olabilecektir.

Kanser türüne ve çocuğun yaşına bağlı olarak olabildiğince rutinleri korumaya devam etmek çocuğun ‘’normallik algısının’’ devam etmesini ve güvende hissetmesini sağlar. Çocuğun yaşına ve durumuna bağlı olarak okula gitmesi önerilir. Okula gitmek, çocuğa gelecekte normale dönebilme umudu aşılar. Yaşıtlarıyla zaman geçirebilmesi dışlanmış ve yalnız hissetmemesine de yardımcı olacaktır. Böylelikle çevreden alabileceği destek de çeşitlilik kazanmış olur. Arkadaşlığın destekleyici rolü ortaya çıkar. Bazı ailelerin çeşitli sebeplerle kanserden korkması, çocukların da kanserli hastalardan korkmasına sebep olabilir. Çocuğun sınıf arkadaşlarını önceden bilinçlendirmek, korkularını yatıştırmak, arkadaşlarına nasıl destek olabilecekleri, neyin işe yarar neyin işe yaramaz olduğunu anlatmak çocuklar arasındaki yanlış anlaşılmaları önlemek için iyi olacaktır. Tedavi esnasında çocuğun enfeksiyon kapma riski varsa okul seçeneğini düşünmek zor olabilir. Böyle durumlarda yine de okul ile sık iletişimde olmak, uzaktan da olsa çocuğun aidiyet duygusunu kaybetmemesi için iyi olacaktır.

Çocuğa süreç algısını gösterebilmek, bütün acıların geçici olduğuna dair umut verebilmek, hayal kurabilmesini sağlamak ve bütün bu olan biteni ailenin karşılaştığı, aşılması gereken zorluklardan sadece biri olarak görebilmek, olaylara daha geniş pencereden bakma imkanı sunacaktır. Bunun yanında, tedavi sürecinde hasta yakınlarının hem duygusal hem finansal birçok sorun ile karşı karşıya kaldığı, bütün bunlar olurken çocuğa umut aşılamanın da zorlaştığı bilinmektedir. Böyle durumlarda tedavisini tamamlamış olan aileler ile iletişimde olmak, hem yakın bağ kurmaya, hem neler yaşanabileceğini öngörebilme şansına sahip olarak daha hazırlıklı olmaya ve bitirmeye dair umut geliştirmeye imkan sağlar. Grup dayanışması, umutsuzluğa karşı kuvvetli bir koruma getirir ve travmatik deneyime en kuvvetli panzehiri sağlar. Grup, ait olma duygusunu yeniden yaratır, hastalığın getirebileceği utanç ve etiketleri minimize ederek benlik algısını onarır.

Lösemi hastalarının ve yakınlarının çoğu zaman haksızlığa uğramış hissettikleri, diğerlerinden farklı olduklarını düşündükleri ve yalnızlaştıklarını hissettikleri bilinir.

Bu düşünceler sonucu yoğun öfke ve kaygı ile baş başa kalırlar. Kimse hayatında böyle bir travmatik deneyime sahip olmayı seçmez. Fakat bütün travmatik deneyimlerde olduğu gibi, löseminin de kişiye katabileceği güçlendirici etkileri de göz önünde bulundurmak iyi olabilir. İyileşmenin ilk adımı zedelenen güvenlik algısının yeniden inşaa edilmesi olacaktır. Çocuklar bir süre daha kanserin nüks etmesine dair endişeler yaşayabilirler. Çocuğa destek veren kişilerin bu endişeleri konuşabilecek ve çocuğa alan yaratacak kadar dayanıklı olabilmesi, çocuğun hastalık sonrası getirdiği bu duyguları kapsayabilmesi, olumsuz ve travmatik hikayeyi güçlendiren ve yeni değerler katan hikayeye dönüştürebilmesi çocuğun güvende hissetmesini sağlayacaktır. İyileşmenin diğer bir adımı yeni bağlar yaratmaktır. Zedelenen sosyal bağların onarımı, çocuğun yalnız olmadığını keşfetmesi ile başlar.